31 Ocak 2017 Salı

Çocuklar da Sosyal Fobi Yaşıyor

Birçok insanın sorunu olan sosyal fobi küçük yaşlarda ortaya çıkabiliyor. Okul hayatında sıkılgan, çevresi ile bağlantı kurmayı sevmeyen, hırçın ve aşırı aile baskısı yaşayan çocuklarda sık rastlanan sosyal fobi hakkında uzmanlar şu açıklamalarda bulunuyor

Çocuklarda Sosyal Fobi Ve Korku Ne Zaman Başlar?

Sosyal fobi, utanç verici bir duruma düşmekten, onaylanmayacak bir davranışta bulunmaktan, alay edilmekten korkma durumudur.

Korku duygusu, bebekliğin 4. Ayından itibaren başlar. Fakat fobi ile korku karıştırılmamalıdır. Bir korkuya fobi denebilmesi için, korku ile beraber kaçınma davranışının da olması gerekir.

Sosyal fobi anksiyete bozuklukları içerisinde değerlendirilir. Genellikle 13–24 yaşları arasında yaygın olmakla beraber çocukluk yaşlarında da sıklıkla görüldüğü ve bunun ileriki yaşlarda devam ettiği bilinmektedir.

Her birimiz doğuştan getirdiğimiz bir mizaç ile dünyaya geliriz. Mizaç kişinin davranışının bütün görünümlerini ve dünyayı, insan ilişkilerini anlamasını belirgin biçimde etkileyen uzun süreli ve dayanıklı içsel yaşantıdır.

Bazı bebekler iletişim kurmaya çok yatkınken bazı bebekler çok çabuk ağlarlar ve huysuzlanırlar. Büyük çoğunlukla bu özelliklerini erişkinlik dönemlerine de taşırlar. Çocuklar yaşadıkları bu sıkıntıyı tam olarak adlandıramayabilirler. Bu nedenle çeşitli dışavurumlarla sıkıntı yaşadıklarını bizlere hissettirirler.

Anksiyete, ağlama, huzursuzluk gösterme, bakışlarda durgunluk, anneye, babaya ya da güven duydukları herhangi birine sıkıca sarılma çocukların gösterdiği davranışlardan bazılarıdır. Herhangi bir hastalıktan, medikal ilacın yan etkilerinden şüphelenmediğiniz ve şikayetlerin 6 aydan fazla sürdüğü durumlarda çocuğunuzun sosyal kaygı yaşıyor olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekir”

Sosyal Fobi Çocuklarda Ne Gibi Belirtiler Gösterir?

Ellerin titremesi, terleme, kekeleme, göz iletişimi kuramama, kalbin çok hızlı atması, yüzün kızarması başkaları tarafından kolayca tespit edilebilen kaygı belirtileridir. Sosyal ortamlardan sürekli kaçarlar. Huzursuz davranışlar sergilerler, sık sık rahatsız olduklarını belirten bahaneler üretebilirler. Aniden kekemelik görülen bir çocukta sosyal fobi riski araştırılmalıdır. Sosyal fobi davranışları sonucunda gelişen kekemelik, sosyal fobinin daha da ağırlaşmasına neden olabilir. Sosyal fobi yaşayan kişi bu davranışsal belirtileri göstermeye yüksek eğilimlidir. Kekemelik gibi belirtilerin görülüyor olması çocuğun daha fazla stres yaşamasına neden olur.

Aynı zamanda çekingen çocuklarda da bu durum görülebilmektedir. Fakat çekingen ya da utangaç çocukta, ileride sosyal fobi yaşayacağını söylemek doğru değildir. Bazı çocuklar doğuştan getirdikleri kişilik özellikleri doğrultusunda diğer çocuklara göre daha fazla içlerine kapanık, daha az girişken ya da özellikleri ile yaşıtlarından daha pasif olabilirler.

Sosyal Fobi Okul Dönemindeki Çocukları Nasıl Etkiler?

Sosyal fobi yaşayan okul çağı çocukları bir takım ortak davranışlar sergiler. Anne ya da babadan kolayca ayrılamama bu göstergelerden birisidir. Elbette çocuğun kendisini okula getiren ebeveynden ayrılamamasının çeşitli nedenleri vardır. Eğer çocuk çeşitli yalanlar söylenilerek kandırılmış ve verilen sözler yerine getirilmemişse çocuk anne-babadan ayrılmak istemeyebilir. Sosyal fobi yaşamaya eğilimli çocuklar genellikle okul çağına kadar kalabalık yerlerden kaçarlar. Okulla beraber bu durum ortadan kalkar.

Dolayısı ile çocukta bu durum huzursuzluk yaratabilir. Esasında okul dönemi sosyal fobi eğiliminde ki bir çocuğun tedavisinde, olumlu gelişmeler ve katkılar sağlayan bir süreçtir.

Sosyal Fobi Eğilimli Çocukların Okul Başarısı Nasıldır?
  • Sosyal fobi yaşama ihtimali olan çocuklar sınıf içerisinde çok sessiz olurlar
  • Sessiz ve sakin tavırları ile öğretmenleri tarafından çok sevilirler.
  • Sosyal fobinin aşırı yaşandığı durumlarda bu çocuklara soru sorulduğunda cevap veremeyebilirler.
  • Okulda performans sergilemeleri gereken dersler için haftalar öncesinden kaygılanmaya başlayabilirler Bu durum kendilerini ifade edememelerine neden olur ve akademik olarak başarılarını düşürür.
  • Oyun parkına gitmek, arkadaşlarının evinde buluşmak, arkadaşlarını bir yere davet etmek onlar için oldukça zordur.
Eğitmenler Sosyal Fobi Durumu Yaşayan Bir Çocuğu Nasıl Fark Edebilir?

Çekingen tavırlar sergiliyorsa, konuşurken yüzü kızarıyor, sınıf içerisinde dalga geçilmesinden korkuyor ve panikliyorsa bu durum ileri yaşlarda da devam edecek olan sosyal fonksiyondaki bozukluğun habercisidir. Eğer çocuğun fobik kaçınmaları öğretmeni tarafından tespit edilemezse akademik başarısının düşük olduğu, düşük IQ sorunu yaşadığı düşünülebilir. Zorunlu eğitimi tamamladıktan sonra okula devam etmeme durumu görülebilir.

Çekingen Mizaçlı Bir Çocuk İle Sosyal Fobisi Olan Bir Çocuk Arasındaki Fark Nedir?

Çekingen çocuklar kaçınma davranışı sergilemezler. İçlerine kapanık çocuklar bulundukları ortamda çok fazla kişisel ilişkilere girmeseler de başkalarıyla birlikte olmaktan keyif alırlar. Kendileri sohbet başlatamayabilirler ancak birisi onlara bir şey sorduğunda cevap verirler, hatta onlara bir şey sorulduğu için mutlu olurlar. Sınıf içerisinde çok emin olmadıkları konularda söz almak istemezler ama emin olduklarında derse katılmaktan çekinmezler ve öğretmenleri soru sorduğunda cevap verebilirler. Utangaç çocuklar hayatlarının ilerleyen zamanlarında üzerlerinden bu pasifliği atarak daha aktif olabilirler.

Sosyal Fobisi İlerleyen Çocuklar İleride Ne Gibi Sorunlar Yaşar?

Herhangi bir nesne ya da obje fobisi, agorofobya, major depresyon, aşırı alkol ya da madde kullanımı ve bağımlılık, sosyal fobi yaşayanların yaklaşık olarak % 70-80’inde görülen sosyal fobiye ek olarak görülen rahatsızlıklardır.

Anne Ve Babaların Çocuğun Sosyal Fobi Olmasındaki Etkileri Nelerdir?

Çocukların sosyal fobi yaşamasında anne ve babaların ya da çocuğun bakımını üstlenen diğer kişilerin payı yüksektir. Çok küçük yaşlardan itibaren ailesi tarafından sert davranışlara maruz kalan çocuklar bu durum karşında psikososyal kriz yaşar. Ebeveynler çocuklarına çok dengeli yaklaşmalıdır. Aşırı baskı ve disiplinin yanı sıra, aşırı korumacılık ta çocuğun öz güven duygusunun gelişmesini olumsuz etkileyerek sosyal fobiye neden olabilir.

Ebeveynlere Önerileriniz Nelerdir?
  • Anne ve baba çocuklarına olan tutum ve yaklaşımlarını değiştirmeli ve profesyonel yardım almalıdır.
  • Sosyalleşme sıkıntısı yaşayan çocuklara genellikle başarabilecekleri bir görev verilmeli ve cesaretlendirilmelidirler.
  • Çocuklar sosyalleşebilecekleri çeşitli aktivite merkezlerine yönlendirilebilirler. Bu şekilde aileden biraz uzaklaşarak daha sosyal olabilirler. Fakat zorlama yapılmamalıdır. Durumun daha zorlaştırmamak adına uzman tavsiyeleri dinlenerek yapılmalıdır.
Tedavi Süreci Nasıldır?

Uzman yardımı ve ailenin de yardımları ile çocuklarda daha çok oyun terapisi ile tedaviyi gerçekleştirmek ve çeşitli sembollerle soruna odaklanmak mümkün olmaktadır. Bu şekilde çocuğun yaşamış olduğu korku, kaygı ve kaçış duygularını kontrollü terapilerle yenmesi sağlanır.

Çocuklarda Göz Tembelliği ve Bilgisayarlı Eğitim

Bir bebek doğduğunda bizim gibi göremez, silüet halinde görür, annesini tanıyamaz, seçemez. İkinci ayında annesini tanımaya takip etmeye başlar. Renkleri görmeye başlar, derinlik hissi ise 5-6. aya kadar yavaşça oluşur. Bu döneme kadar ara ara kaymalar olabilir. Bebekler 6. aydan sonra iki gözlerini de kullanmaya başlarlar, böylece göz fonksiyonları erişkine yaklaşmış olur. Bluğ çağına kadar görme fonksiyonu artar, renkler ve derinlik hissinde seçici olunur. Bebeklik ve görmenin öğrenildiği erken çocukluk döneminde görmenin bulanık öğrenilmesi durumuna göz tembelliği diyoruz. Ülkemizde göz tembelliği sorunu yüzde 2-2,5 oranında görülüyor.

Görmeyi engelleyen nedenleri şöyle sıralayabiliriz: 

• İlk 5-7 yaş içinde bebeğin tek taraflı olarak görmesini engelleyecek durum varsa, numara farkı varsa, düşük olan taraf net, yüksek numara olan taraf bulanık görür. 
• Tek taraflı kayma varsa bebek bu gözle görmeyi öğrenemez. 
• Bebeğin görme yolunu önleyen katarakt, korneada leke varsa bebek bu sorun çözülmezse görmeyi öğrenemez. Çünkü görme öğrenilen bir olaydır. 
• Eğer öğrenemezse bir de çok yüksek numaralarda her iki göz birden tembel kalabilir. 

İlkokula kadar göz kontrolü ihmal edilmemeli 

Tek taraflı göz tembelliklerinde aile fark etmeyebilir, bir gözü iyi göreceğinden tek tarafının iyi görmeyeceğini bebek söyleyemez. Çocuk da bunu söyleyemez, normal sanır. Bu dönemi kaçırmamak için ilk 1-2 yaş içinde göz hekimi kontrolünün yapılması, ardından kreş ,anasınıfı ve okul öncesi muayeneler önemlidir. Eğer gözle ilgili sorunlar ilk 7 yaş içinde yakalanırsa daha çabuk çözümlenir ve tedavi süresi daha kısalır. Alınan sonuçlar yüzde 100'e yakın olur. Daha sonra fark edildiğinde durum biraz zorlaşmaya başlıyor.

Sporcular ve keskin nişancılar kullanıyor 

Sporcularla, keskin nişancılarda görüşü artırması nedeniyle tercih edilen bir sistem Acıbadem Maslak Hastanesi'nde de kullanılıyor. İsrail kaynaklı bir sistem, ABD, İngiltere, Almanya, Singapur'da kullanılıyor. Laserle ilgilenen Doktor Uri Polat Gabor patch adı verilen ve görme merkezini en çok uyaran bu sistemi bulmuş ve Nobel Ödülü'nü kazanmış. Görsel uyarıyı ve duyarlılığı artıran gabor patch şekline dayalı bir sistem oluşturulmuş. Çalışma bu şekil üzerinden yapılıyor. Bu şeklin beyindeki görsel uyarı merkezini uyarıyor. Tembellik ve düşük miyoplarla ilgili, laser sonrası çalışmalar tüm dünyada var. Gri ekran içinde açıklı, koyulu bir şekil var. Şekil üçlü, ikili, çapraz duruyor. Bunu görmeye çalışarak egzersizler yapmak da beyni çalıştırıyor. Hasta bu çalışmaları evinde yapıyor. Yaklaşık ayda bir hastaneye geliyor ve iyileşme ölçüsüne bakılıyor. Sistem 9-55 yaş arasındaki görme yollarında, her iki göz arasındaki numara farkından kaynaklanan tembelliklerde kullanılabiliyor. Tedavide birtakım sorunlar yaşamamak için kayma düzeyinin de 5 derecenin altında olması gerekiyor. Gebeliği olan, şeker hastalığı, ağır sistemik hastalığı olan kişiler tedavi öncesi bu durumları düzeldikten sonra sistemden yararlanabilir. Ayrıca kullanılan ilaçlar da tedaviyi etkileyebilir. 

Nasıl uygulanıyor? 

Hastaya bir CD veriliyor ve hasta bunu evde bilgisayarına yüklüyor. Hasta kendisine verilen şifre ile yaklaşık haftanın üç günü 30-40 dakika süren bir çalışma yapıyor. Hastaya sistemin oluşturduğu dersler uygulanıyor, 9-10 seansta bir görme düzeylerine bakılıyor. Yüzde 85 hastada yüzde 25 ve üzerine görme artışı oluyor. Yüzde 15 hastada ise yüzde 10-20 arası görme artışı oluyor. Sistem yüzde 100 garanti içermiyor ama en azından ilerki yaşta da görme kalitesini artıran bir sistem. Bu sistem sadece göz tembelliğinde değil laser, katarakt ameliyatları sonrasında da eğer kontakt duyarlılık azalmışsa kullanılabiliyor. Görme keskinliğini artırıcı etkisinden dolayı düşük miyoplarda ve 1,5 dereceye kadar olan yakın görme bozukluklarında kullanılabiliyor. Görme keskinliğini artırıyor, gözlüksüz uzakta netliği sağlıyor.

30 Ocak 2017 Pazartesi

Bebekler Alerjiden Nasıl Korunur?

Sigara, alerji ve astımın en önemli tetikleyicisidir.


Alerji genetik ve çevre faktörlerinin birbiri ile etkileşimi sonucu ortaya çıkar ve bu etkileşim anne karnındayken başlar.

Genetik olarak annesinde alerji olan bir çocukta alerjik hastalık görülme oranı %25 iken; hem annede hem babada alerji varsa oran %50’e yükselmektedir.

Vücudumuzda bağışıklık sistemi, yabancı maddeyi vücuttan atmak üzere programlanmıştır. Bebek de anneye yabancı bir organizmadır. Annenin vücudunun bebeği yabancı olarak görüp vücuttan atmaması için bağışıklık sistemi yabancı maddeye tolerans geliştirmeyi sağlayan farklı bir yapıya bürünür. Bağışıklık sisteminin mecburen dönüştüğü bu farklı yapı alerjik reaksiyonlardan da sorumlu olan sistemdir. Dolayısıyla; tüm gebeliklerde annenin vücudu alerjiye yatkın bir özellik kazanır.

Bu durumdan dolayı; tüm yeni doğan bebekler alerjiye yatkın bir bağışıklık sistemi ile doğar. Doğduktan hemen sonra çevredeki mikroplarla ve alerji yapıcı maddelerle temas ettikçe bebeğin gerçek bağışıklık sistemi şekillenir. Yapılan çalışmalarda; bu dönemde alerjiye neden olan maddelerle aşırı temas söz konusu olduğunda eğer genetik zemin de varsa, çocukta vücut yapısının kalıcı olarak alerji yönüne saptığı görülmektedir.

Çocukların ilk temas ettiği yabancı madde gıdalardır. Bebeklerde alerjik hastalıklar ilk gıdaya karşı geliştirilen alerji sonucu, atopik dermatit (alerjik egzama) şeklinde başlar. Birçok bebekte atopik dermatit sadece yanaklarda hafif kuruma, sertleşme şeklinde belirti verirken; bazı çocuklarda bu kuruma daha yaygın olur ve egzama şekline döner. Bebeklerde egzamaya sıklıkla kaşıntı eşlik eder.

Bebeklerde Alerji Annenin Gözlemi ile Saptanır

Atopik dermatite neden olan alerjilerin başında inek sütü ve yumurta gelmektedir. Bu alerjiler kanda yapılan alerji testleri ile araştırılabilir, ancak bu testler her zaman alerjiyi yakalayamaz. Bebekte alerji olup testlerde çıkmayabilir. Bu nedenle annenin gözlemi çok değerlidir. Eğer bir gıda verildiğinde bebekte döküntüler artıyorsa ve bu durum tekrar tekrar gözleniyorsa; bebeğin o maddeden uzak tutulması gerekir. Anne sütü ile besleniliyorsa annenin de bu gıdadan uzak durması önerilir.

Ev tozu akarı küçük yaşta gıdadan sonra çocuğun ilk tanıştığı alerjendir. 

Evde daha çok zaman geçiren bebek yerlerde emeklemeye başladıktan sonra ev tozu ile tanışır. Zamanla bir bardağın dolması ve taşması gibi temas devam ettikçe alerjik duyarlılık gelişir ve hastalık ilk belirtilerini vermeye başlar.

Alerji bir kez geliştikten sonra tedavisi uzun zaman ve emek gerektirir. 

O yüzden erken dönemde henüz alerji gelişmemişken bu durumun engellenmesi gerekir. Ailesinde veya kendinde alerjik hastalık olan anne babaların evlerinde halı bulundurmaması önerilir. Halı yerine yıkanabilen kilimler tercih edilmelidir. Bebeklerin yatak ve yorganı ve de yastığı sentetik yıkanabilen malzemeden yapılmalıdır. Yün, pamuk önerilmez. Yatak ve yastık kılıfları her hafta 60 derece suda yıkanmalıdır. Riskli gruptaki bebeklerin yataklarına akar geçirmeyen özel alerji kılıfları önerilebilir. Aynı ortam çocuk bakım evi ya da kreş için de sağlanmalıdır.

Sigara alerji ve astımın en önemli tetikleyicisidir.

Gebelikte pasif veya aktif sigara içiciliği bebekte alerji ve astım gelişmesine neden olmaktadır. Hamilelikten başlayarak bebeğin sigaradan kesinlikle uzak tutulması gerekir. Henüz alerji geliştirmemiş ancak ailesinde alerjik hastalık olan sağlıklı bebeklerin yanında bile kesinlikle sigara içilmemelidir. Atopik dermatiti olan çocuklarda astım riski daha fazla olduğundan bu önlem daha da büyük önem taşır.

Alerjik Genetik Zemini Olan Bebeklerin Ailelerine Öneriler;

1- Alerjik genetik yapıya sahip bebeklerin anneleri gebelik sırasında kesinlikle sigaradan uzak durmalıdır.

2- Doğduktan sonra da bebeğin yaşadığı evde kesinlikle sigara içilmemelidir.

3- Doğumun mümkün olduğunca normal yoldan yapılması planlanmalıdır.

4- Bebeğe en az 6 ay anne sütü verilmelidir.

5- Annenin gebelikte veya emzirme sırasında özel bir diyet yapması önerilmez.

6- Ek gıdalara 4-6 ay arası başlanmalıdır. Ne daha erken ne de daha geç başlanması önerilmez.

7- Ek gıdalar en az 1 hafta arayla ve yavaş yavaş artırılarak verilmelidir.

8- Bebeğin evinde halı yerine kilim kullanılmalıdır.

9- Yatak, yastık ve yorgan yıkanabilir sentetik malzemeden yapılmalıdır.

10- Yatak çarşafları haftada bir 60 derecede yıkanmalıdır.

Disleksi Hastalığı Nedir ve Tedavisi Nasıl Yapılır?

Çocuklarda Disleksi hastalığı ve belirtileri hakkında bilinmesi gerekenler...

Çocuklar bireysel farklılıklarla doğarlar. Bazı çocukları büyütmek, anne-babadan daha fazla enerji çekerken, bazıları ise daha kolay büyür. Bu gibi durumlarda çocukların neden diğerlerinden farklı olduğu değil, o durumla nasıl başa çıkılacağıyla ilgilenilmesi daha faydalıdır. 

Çocukların bazıları, doğuştan itibaren kurallara, sınırlara ve çevresel etkilere daha kolay uyum gösterirken, bazıları ise kurallara ve sınırlara uyum göstermekte güçlük çekerler.

Özel öğrenme güçlüğü gösteren, aşırı hareketli olan çocuklar ebeveynleri zorlayan çocuklardır. Hele ki anne-baba başarı odaklı bireylerse. Bu gibi durumlarda anne-babanın daha enerjik olmaları ve diğer çocuklara oranla daha çok mesai harcamaları gerekmektedir. Özel öğrenme güçlüğü ve aşırı hareketlilik, kötü ebeveynlikten kaynaklanmaz. Ancak bu durumla başa çıkabilmek için etkili başa çıkabilme becerilerini geliştirmeleri gerekir.

Her çocuk hareketlidir. Bu hareketlilik doğal karşılanabilir. Fakat özel öğrenme güçlüğü ve aşırı hareketlilik olan çocuklarda bu hareketlilik gözle görülür bir biçimde diğer çocuklardan ayrılır. Yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında bu bitmeyen,tükenmeyen hareketlilik aradaki farkın gözle görülür bir şekilde fark edilmesine yardımcı olur.

Bu çocuklarda çoğunlukla öncelik olarak "Hiperaktif" olan kısım göze çarpar. Çocuk daha okul gibi bir kurallar zincirinin içinde bulunmadığı için "öğrenme" ile ilgili kısmı daha sonraları ebeveynlerin dikkatini çekmeye başlar. Sınıfta dersi dinlemede zorluk çekerler, ödev yapmak istemezler, sınıf içerisinde yerlerinde oturmakta zorlanır, sürekli ayağa kalkmak isterler. Okuma-yazma kaliteleri diğer yaşıtlarına göre daha zayıf olabilir.

Özel öğrenme güçlüğü ve aşırı hareketliliğin belirtileri aslında yedi yaşından önce görülür fakat fark edilmeyebilir. Okul öncesi dönemde de çocuğun çabuk sıkılması, agresif ve olayların sonuçlarını düşünmeden hareket etmesi belirtiler arasındadır. Hatta çocuk bunun belirtilerini bebeklik döneminden itibaren az uyuma, huysuz olma, çevresel değişikliklere aşırı tepki verme, az yemek yeme ve diğer bebeklerden daha farklı olmak ile gösterebilir. Okul döneminin başlaması ile beraber dikkat eksikliğine aşırı hareketliliğe bağlı olarak öğrenmede sorunlar ortaya çıkabilir. Erkek çocuklarda daha çok "aşırı hareketlilik" kısmı görülürken, kızlarda ise daha çok "Özel öğrenme güçlüğü" kısmı görülür.

Anaokuluna giden özel öğrenme güçlüğü ve aşırı hareketliliği olan çocuk, bir aktiviteden diğer bir aktiviteye geçerken güçlük çeker. Bu tarz çocuklar sosyal anlamda da güçlük çekerler. Arkadaşlık kurmada ve bu arkadaşlığı uzun süreli yürütmede zorlanırlar. Oyuncak paylaşımından, grupla yapılan aktivitelerden hoşlanmazlar. Okul öncesi dönemde başka çocukları itip kakma, vurma, ısırma ve bağırma gibi dürtüsel ve saldırgan davranışlar da gösterebilirler.

Okul öncesi belirtiler nelerdir?

Çocuklarda özel öğrenme güçlüğü ve aşırı hareketliliğin belirtileri, okul öncesi dönemde fark edilmeyebilir. Okul öncesi belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz:
  • Elleri, ayakları sürekli kıpır kıpırdır, her yere tırmanır.
  • Gelişimsel açıdan bazı gecikmeler olabilir. (Geç konuşma, geç yürüme gibi.)
  • Kelime hazinesinin artışında yavaşlık görülebilir ve karmaşık cümleleri anlamada zorlanabilir.
  • Duyar fakat dinlemiyor gibidir.
  • Yön kavramı (sağ, sol, yukarı, aşağı) gelişiminde zorlanabilir.
  • Kolay organize olamaz.
  • Sabırsızdır, oyunlarda sırasını bekleyemez ve saldırgan davranışlar gösterebilir.
  • Kısa süreli dikkat ve konsantrasyon güçlükleri çeker.
  • Başkalarının konuşmalarını sürekli olarak keser ve bütün bir cümlenin bitmesini bekleyemez.
  • Olayların sonuçlarını düşünmeden hareket eder.
  • Bebeklik döneminden itibaren huysuzdur. Uyku ve yemek düzeninde bozukluklar gösterebilir.
  • Verilen talimatları almada güçlük çeker.
  • Genellikle dağınıktır ve kuralları sevmez.
Ailelere öneriler
  • Yumuşak geçişler yapabilmesi için önceden günün programını belirtin.
  • Limitlerinizi iyi belirleyin.
  • Çocuğunuzu diğer çocuklarla karşılaştırmayın, onu olduğu gibi kabul edin.
  • Onlarla mutlaka her gün oyun oynayın.
  • Fiziksel olarak enerjisini boşaltması için ona alan tanıyın.
  • Verdiğiniz talimatlarda, basit olmaya çalışın.
Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirin. Yaptığınız aktiviteleri sonlandırırken onun eğlenmiş olmasına ve kendini başarılı hissetmesine önem verin.

Onu her durumda ve her koşulda sevdiğinizi sözel olarak belirtin ve bunu ona hissettirin.

Aşırı hareketli bir çocukla baş etmek anne-babaların sandığınızdan daha çok enerji ve mesaisini alan bir süreçtir. Bu sebeple kendinize özel zamanlar ve farklı ilgi alanları açmanız, hem sizin hem de çocuğunuz için önemli bir yatırımdır.
"Öğrenme güçlüğü, okuma güçlüğü (disleksi), matematik güçlüğü (diskalkuli) ve yazmada güçlük (disgrafi) olmak üzere üç alt tipten oluşmaktadır" diyen Uzmanlar aileleri bu konuda uyarıyor.

Aileler, öğretmenler sıklıkla çocukların derslerde başarısız oldukları gerekçesi ile uzmana başvurmakta ve ayrıntılı değerlendirmeler sonucunda tanı konmaktadır. Öğrenme güçlüğü, çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları kapsamında ele alınır ve tedavinin bir parçası olarak özel eğitim desteği önerilmektedir. Aile, öğretmen ve uzman üçgeninde sağlanan iş birliği ile bireylerin hem akademik hem sosyal, duygusal yaşamlarında başarılar elde etmesine yardımcı olmak amaçlanmaktadır.

Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda akademik başarısızlık yanında sosyal ve duygusal güçlükler de gözlenir. Sınıf ortamında, arkadaşlarının içinde okuma, yazma, matematik gibi becerilerde hatalar yapan çocukların öz güven duygusu azalır, buna bağlı olarak ders çalışmayı reddetme, çabuk sıkılma, arkadaşları ile aynı ortamdan kaçınma gibi davranışlar gözlenmektedir.

Elbette ki öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarımız sadece başarısızlıkları ile anılmıyorlar. Onlar bir o kadar yaratıcılar, meraklılar… Bir bakarsınız yeni aldığınız bir cihazı, aleti kullanma kılavuzuna bile bakmadan öğrenmişler ya da çözülmesi zor olan bir matematik problemine ilişkin yaratıcı bir çözüm yolu geliştirmişler.

Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarla çalışırken dikkat edilmesi gerekenler

Öğrenme güçlüğü yaşayan bireye, yaşadığı güçlüklerin zekası ile ilgili bir problem olmadığı, farklı öğrendiği, öğrenme için daha fazla zaman ayırması ve çaba göstermesi gerektiği uygun bir dille anlatılmalıdır. Bu şekilde birey, eğitim sürecinde belirlenen hedeflere ulaşmak için daha etkin katılım gösterebilecektir.

Bilgiyi işleme süreçlerinde birtakım farklılıklar olduğu için yeni bir bilgiyi öğrenmede daha fazla zaman ve çabaya ihtiyaç duymaktadırlar. Bu nedenle onlarla çalışırken sabırlı olmak, hoşgörülü olmak ve yapabileceklerine dair cesaret vermek yararlı olacaktır.

Etkinlik süresince bireyin herhangi bir tepki vermeden önce düşünmesi sağlanmalı, bireyin kendisinin kullanabileceği stratejiler geliştirerek kendine yeterli ve bağımsız çalışabilmesi desteklenmelidir. Örneğin; okuduğunu anlamayı artırmak için kendi kendini sorgulama tekniği bireye öğretilebilir. Bunun için bireyin kendisine “Bu metne neden çalışıyorum?”, “Metnin ana fikri ne?” gibi sorular sorarak nasıl daha fazla bilgi edinebileceğini araştırması sağlanabilir. Ayrıca bireylerin kendi hatalarını kendilerinin bulmasına olanak verilmelidir.

Öğrenme güçlüğü olan öğrenciler düzenli ortamlara ihtiyaç duyarlar. Dış dünyalarının düzenlenebilmesi için listeler yapın. Ne yapacaklarını unutan ya da bilemeyen çocuklar bu listeleri çok faydalı bulacaklardır. Onların hatırlatılmaya, uygulama ve tekrar yapmaya, yönlendirmeye, sınırlar konulmasına ve düzene ihtiyaçları vardır.

Çalışma, dinlenme zamanlarının planlanması hem ders hem de dinlenme için zaman ayırmalarına yardımcı olacaktır.

Hatırlamalarına yardımcı olabilmek için onlara ipuçları, kafiyeler, kodlar, gruplandırmalar vb. bellek geliştirilmesine yardımcı olacak yöntemler kullanılmalıdır. Talimatlarınızı basitleştirin. Zamanlamayı basitleştirin. Basit cümleleri kavramak daha kolaydır.

Büyük projeleri, küçük ve bitirilmesi kolay parçalara bölün. Büyük projeler söz konusu öğrencilerin hemen yılmasına ve "Ben bunu bitirmeyi asla başaramam" demelerine neden olur. Oysa büyük bir işi, kolayca başarılabilir küçük parçalara bölmek onları ürkütmeyecek ve öz güven duygusu desteklenmiş olacaktır.

Uzman-Aile-Öğretmen işbirliği sağlanmalı, görüşmeler düzenli biçimde yapılmalıdır. Sadece sorun ortaya çıktığında görüşmek yerine belirli aralıklarla görüşmek daha yararlı olacaktır.

Çocuğun başarılarını yakalamak ve övmek için hep tetikte olun. Çocuklar, o kadar fazla başarısızlık yaşarlar ki, verebileceğiniz her türlü olumlu tepkiye ihtiyaçları vardır. Göz ardı edilmemesi gereken diğer bir nokta da; bu öğrencilerin övgüye çok olumlu tepki verdikleridir. Cesarete, çok ihtiyaçları vardır.

Öğrenme güçlüğüne sahip bireylerin öz güven duygularını geliştirmek, yapabileceklerine dair inançlarını arttırmak çok önemlidir. Amaç bireylerin kendine, çevresine faydalı olmalarını, toplumla uzlaşmalarını sağlamaktır. Bu amaç ile aileler, psikologlar, öğretmenler ve tüm uzmanlar işbirliği yapmalı ve bireylerin gelişimine destek olmalıdır. Farklılıkları olan tüm bireylere gereksinim duydukları ortamı hazırladığımızda, kendi yapabileceklerinin en iyisini yapacaklarını unutmayalım.

Göz Problemleri Çocukların Okul Başarısını Düşürüyor

Çocuklar tatil rahatlığından çıkıp zorlu bir maratona başladı.

Yeni eğitim ve öğretim yılı için ilk ders zili çaldı. Çocuklar ise tatil rahatlığından çıkıp zorlu bir maratona başladı. Bu eğitim sürecini tüm detaylarıyla takip edecek olan çocukların gözleri bu duruma ne kadar hazır? Peki, ebeveynler çocuklarına yapılacak göz muayenelerinin çocukların okul başarısını arttırdığının ne kadar farkında?

Yeni okul dönemi start aldı, öğrenciler sıraları doldurdu. Çocuklarıyla birlikte okul heyecanı yaşayan aileler ise tüm okul hazırlıklarını tamamladı. Okul kıyafetleri, okul gereçleri her şey temin edildi, ya çocukların göz muayeneleri? Bilinmesi gerekir ki çocukları eğitim dönemine hazırlamada en büyük gerekliliklerin başında göz muayenesi gelir. Çünkü göz problemleri yaşayan ve muayenesi yapılmayan çocuklar zamanla tahtada işlenen dersi takip edememe, ders çalışırken odaklanamama ve akabinde göz veya baş ağrısı ve kızarıklık yaşayabiliyor. Bu gibi problemler ise zamanla çocukların ders çalışmaktan uzaklaşmasına ve akademik başarılarının düşmesine neden olabiliyor. Bu sebeple çocukların bu gibi sorunlarla karşılaşma riskinin önüne geçebilmek için mutlaka bir göz sağlığı uzmanına götürülmesi gerekir.

Göz problemleri derslerde uyum sorunları yaratabilir.

Okula başlayan her çocuk, okul dönemi öncesi bir göz muayenesine tabi tutulmalıdır. Çünkü görme sorunları tespit edilen ve tedavisi uygulanan çocukların akademik başarılarının arttığı gözlemlenmiştir. Teşhis edilmeyen göz problemleri çocukların başta derslerde uyum sorunları, ilerleyen süreçte ise depresyon belirtileri yaşamalarına neden olabiliyor. Okul öncesi yapılan göz muayenelerinde nadiren de olsa çocuğun bir gözünde körlük aşamasında görme kaybı olduğu ortaya çıkıyor. Aileler ise bu duruma inanmakta zorlanıyor. Çünkü çocuk tek gözle tüm ihtiyaçlarını karşılayabiliyor ve tüm faaliyetlerini yerine getirebiliyor. Bu durum da çocuğun yaşadığı görme problemini ailenin fark edememesine neden olabiliyor. Okul öncesi yapılan her 5 tarama testinin birinde ise çocuğun ciddi görme problemi yaşadığı ortaya çıkıyor.

Şaşılık okulda dışlanma kaygısına neden olabilir

Birtakım görme problemleri olan çocuklar, bu şikayetleri okul başladığında daha fazla sorun etmeye başlıyor. Hatta şaşılık sorunu olan çocuklar okul çevresi tarafından dışlanacağını dahi düşünebiliyor. Göz kayması yaşayan bu çocuklar için zaman kaybetmeden bir göz operasyonun planlanması gerekiyor.

İlkokul yaşlarında en fazla hipermetropi ortaya çıkıyor

Okul çağına gelen çocukların en fazla yaşadığı görme sorunu, yakını görememe (hipermetropi) problemidir. Bu görme sorunu çocuğun doğumuyla başlar ve her yıl yaş aldıkça geriler. Ölçülen hipermetropi derecesi çok yüksek değilse ve çocuğun iki gözü arasında ciddi bir fark yoksa uzağı görememe sorunu ile karşılaşılmaz. Ancak bu çocuklar okula başladıklarında yakın çalışırken baş ağrısı şikayeti yaşayabilir. İlerleyen dönemlerde ise şaşılığa kadar varan tablolarla karşılaşılabilir.

Erken ergenlik ve ekranlı cihaz kullanımı miyopi yaşını etkiliyor

Okula başlama dönemi olan 6-7 yaş aralığında, uzağı görememe probleminin (miyopi) ortaya çıkma ihtimali çok düşüktür. 20 yıl evvel miyopinin başlama yaşı 9-10 iken, günümüzde 8 yaşına kadar düştüğü görülüyor. Bu durumun nedeni ise çocukların ergenliği daha erken yaşlarda yaşamaya başlamaları ve ekranlı cihazları çocukluk döneminde yoğun olarak kullanmalarıdır. Miyopi sorunu ise gerekli rutin göz muayeneleri yapılmıyorsa, ancak çocuğun sınıfta tahtayı net görememesiyle ortaya çıkar. Bu problem tamamen yapısal bir olaydır ve yaşla beraber ilerler. 10-16 yaş arası dönem problemin en hızlı arttığı süreçtir. Miyopide genellikle 20 yaş sonrasında artış olmaz ya da artış hızı çok yavaş seyreder.

Göz problemleri ihmale gelmez !

Çocuğunuz çok yakından televizyon izliyor, ya da düzgün yazı yazmakta veya çizim yapmakta zorlanıyorsa, sık sık baş ağrısı şikayeti oluyorsa, uyku düzensizlikleri yaşıyorsa, sakarlık yapıyor, çok sık sağa sola çarpıyorsa, gözle takibi düzgün değilse en kısa sürede göz muayenesi yaptırmak gerekir. Ayrıca çocuğun iki göz büyüklüğü veya göz kapakları seviyesi farklı ise, gözünde sık enfeksiyon, sulanma veya kızarıklık oluyorsa ve ailede göz bozukluğu hikayesi varsa mutlaka bir uzman desteğine başvurulmalıdır.

Çocuklar Hangi Yaşta Çizgi Film İzlemeye Başlamalı ?

İzlenecek çizgi filmleri seçerken ailelerin dikkat etmesi gerekenler...

Çizgi filmler çocukların hayatında önemi yadsınamayacak bir medya aracıdır. Çocuklar, çizgi film izlerken, hem eğlenir hem de öğrenirler. Ancak her medya aracında olduğu gibi çizgi filmlerin de bilinçsizce ve kontrolsüzce çocuklara sunulması onların gelişimini olumsuz yönde etkiler.

Eğitici çizgi filmlerin katkısı büyük

Günümüzde farklı türden birçok çizgi film mevcut. Eğitici çizgi filmler de bunlardan biridir. Eğitici çizgi filmler, çocukların sosyal, duygusal ve zihinsel becerilerinin gelişmesine katkı sağlar. Örneğin; iki kardeş arasındaki kavganın ve ardından gelen uzlaşmanın tematize edildiği bir çizgi film düşünelim. Bu çizgi filmde çocuk, iki kardeşin problemlerini nasıl çözdüklerini ve nasıl uzlaştıklarını izler. Bu sayede çocuk farklı problem çözme stratejileri konusunda fikir edinebilir. Ayrıca çocuk, bir çizgi filmde, neşe, sevinç, üzüntü gibi farklı duyguları ve bu duyguları ifade etme biçimlerini de görür. Bu sayede farklı duyguları ifade etme konusunda farkındalık kazanır.

Şiddet içeren çizgi filmleri izletmeyin

Doğaüstü güçler, saldırganlık ve şiddet konularının işlendiği çizgi filmler de vardır. Bu tür çizgi filmlerde, çizgi film kahramanı yüksen yerlerden atlar ve hiçbir zarar görmez ya da ölür ve yeniden canlanır. Özellikle okul öncesi dönemde çocuklar gerçek ile kurgu arasındaki farkı idrak edemezler. Bu nedenle izledikleri çizgi filmdeki olayları gerçek olarak algılarlar. Yani uzun süre bu tür çizgi filmleri izleyen bir çocuk, yüksek bir yerden atlasa bile zarar görmeyeceğini ve çok güçlü olduğunu düşünür. Aynı zamanda bu tür çizgi filmler, çocuklarda saldırganlık davranışını artırır.

Kontrollü ve bilinçli olun

Çizgi filmler, 3-6 yaş arası çocuklar için vazgeçilmez bir eğlencedir. Bu nedenle çocukları, televizyondan tamamen uzak tutmak yerine, eğitici çizgi filmler seçilmeli ve televizyon izleme süresi sınırlandırılmalıdır. 
Uzun süre televizyon başından kalkmayan çocuklarda, televizyon bağımlılığı ve dikkat dağınıklığı gözlemlenmektedir. Ayrıca çizgi filmlerdeki uyaranların sürekli değişmesi, hayal dünyalarının gelişmesine engel olur. 
Arkadaşları ve ebeveynleri ile oyun oynamak yerine, zamanının çocuğunu televizyon başında geçiren çocuklar, sosyal ve duygusal iletişim becerilerini yeterince geliştiremezler. Çünkü öğrenme interaktif bir şekilde gerçekleşir. Yani çocuk çevresindeki kişiler ile direkt bir iletişim halinde olduğu sürece, gerçek anlamda öğrenir ve öğrendiklerini hayatında uygulamaya başlar. Bu bağlamda anne ve babalar, çizgi filmlerin sadece destekleyici bir eğitim aracı olduğu unutmamalıdırlar. 
Çizgi filmler, çocuklara sadece kontrollü ve bilinçli bir şekilde izletildiğinde, faydalı olurlar. Ayrıca 3-8 yaş aralığında tavsiye edilen izleme süresi yarım saat, 8 yaş sonrası ise bir saattir. 

Hangi yaşta çizgi film izlemeye başlanmalı ?

2 yaş öncesi dönemde, çocukların televizyon izlemeleri sakıncalıdır. Özellikle 2 yaş öncesi dönemde uzun süre televizyon izleyen çocuklarda konuşmada gecikme ve iletişim sorunları gözlenmiştir. Piyasada 0-2 yaş grubu için hazırlanmış birçok farklı çizgi film vardır. Ancak çocukların 2,5 yaş öncesinde bu tür çizgi filmleri anlayabilmesi mümkün değildir.

Amerikan Pediatri Derneği’nin yaptığı bir araştırmaya göre, 2 yaş öncesi çocuklarda serbest oyun etkinlikleri, çizgi filmlere göre çok daha etkilidir. Serbest oyun zamanında çocuklar yaratıcı olmayı, problem çözmeyi ve yeteneklerini geliştirmeyi öğrenirler. Ayrıca yine Amerikan Pediatri Derneği’ne göre, bebeklerin uzun süre televizyon izlemesiyle dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ve otizm arasında paralel bir ilişki vardır.

Realite algısını zayıflatan çizgi filmlere dikkat !

Çocuklar 7 yaş öncesinde özellikle realite algısını zayıflatan çizgi filmlerden uzak tutulmalıdır. Okul öncesi dönemde çocukların soyut düşünme yetenekleri henüz gelişmemiştir. Çocuklar, televizyonda izledikleri tüm unsurların bir hayal ürünü olduğunu idrak edemezler ve olumlu olumsuz tüm izlediklerini taklit etme yoluna giderler. Çizgi film kahramanını taklit ederken, hayranlık duyduğu kahraman gibi insanüstü hareketler yapamadığını tecrübe eden bir çocuk, zamanla yetersizlik duygusu geliştirebilir. Aynı zamanda babasının hayalindeki kahraman gibi güçlü olmadığını fark edince, babası yerine bu kahramanla özdeşim kurabilir.

Çocukları Obeziteden Korumak İçin Annelere Altın Öğütler

Çağın hastalığı obeziteden çocuğunuzu korumak için mutfak reformu yapmaya ne dersiniz? Kilolu çocuğa yardımcı olmak için yiyecekleri herkes için sağlıklı hale getirmelerini ve yeniliğe annelerin öncelikle kendilerini değiştirerek başlamalarını tavsiye eden uzmanlar, çocukları fast-food tarzı yiyeceklerden uzaklaştırıp sağlıklı beslenmeye yönlendirmenin en etkili yolunun bütün ailenin sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemesi olduğuna dikkat çekiyor. 

Çocuklara istek gelmeden yemek yedirmemenin gerektiğini belirten uzmanlar, yemeğin nasıl piştiğine ve nasıl sunulduğuna da dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. İşte, çocukları sağlıklı beslenmeye yönlendirmek için 10 ipucu... 

1- Harçlık kontrolü yapın, çok harçlık vermeyin. 

2- Beslenme çantasını düzenleyin, doğru beslenme çantası hazırlayın; küçük peynirli bir sandviç, bir şişe su, bir küçük muz, küçük kutu süt veya ayran tercih edin. Hazır kek, paketli bisküvi, hazır meyve suyu ve çikolatayı beslenme çantalarında bulundurmayın. 

3- Çocuğun damak tadını keşfedin, neleri sevdiğini öğrenin; acı, ekşi, baharatlı, şekerli gıdalardan hangisini yemekten daha çok hoşlandığını bilin. 

4- Sebzeleri renkleriyle sevdirin. Çocuk için sunum önemlidir. Domates, havuç, yeşilbiber, patates, brokoli, karnabahar, lahana gibi sebzeleri buharda haşlayarak farklı renkleri bir araya getirip değişik kesme yöntemlerini kullanarak sunum yapın. 

5- Tat değiştirmek için değişik soslar hazırlayın. Sos olarak yoğurdu sık kullanın değişikliğe yoğurdun üzerine nane veya kekikle şekiller yaparak dikkatini çekin. 

6- Şekerden mümkün olduğunca kaçın. Tatlı veya kek yaparken kuru meyve ve hurma kullanın. 

7- Yemeklerde kullandığınız yağ miktarını mutlaka azaltın. 

8- Çok sık dışarıdan yemek ısmarlamayın. Ev yemeği yapın. Dışarıda yenilen yiyecekleri evde daha sağlıklı yollarla yapmayı deneyin. 

9- Porsiyon küçültmeye başlayın; küçük tabak, küçük çatal ve kaşık kullanmalarını sağlayın. 

10- Yemek sırasında çocuğa su içirin. 

Bunların yanında çocuğa hareketi sevdirmenin öneminden bahseden uzmanlar, çocukların bilgisayar ve televizyon karşısında vakit geçirmesinin minimuma indirilmesini ve çocuğun harekete teşvik edilmesini önemle belirtiyor. 

Çocuğunuz Okulda Neler Yiyor ?

Her ne kadar insan zekası genetiğe bağlı olsa da, son yıllarda yapılan araştırmalarda beslenmenin de zeka üzerinde önemli etkisi olduğu gösterildi. Nasıl ki bir çocuk büyürken boyu uzuyor, iç organları gelişiyor, seks karakterleri yerine oturuyorsa aynı şekilde zeka da gelişiyor ilerliyor, muhakeme yapma yeteneği oluşuyor. O nedenle sağlıklı beslenme ve hareketlilik bir çocuğun her yönden gelişmesi için çok gerekli. Özellikle büyüme gelişme çağındaki bu çocukların dengeli olarak günlük ihtiyacı kadar karbonhidrat, protein ve yağ yemesi çok önemli. Bununla birlikte demir, vitamin B12 ve omega 3 yağ asitlerinden zengin beslenme sadece zekayı değil aynı zamanda anlık dikkati geliştiriyor. Problem çözme yeteneğini iyileştiriyor, konsantrasyonu arttırıyor ve çocukları hiperaktiviteden koruyor. Dengeli ve sağlıklı beslenen çocuklarda bu nedenle okul başarısı daha yüksek oluyor.

Okulda yenen yemekler çocukların ergenlik ve yetişkinlik dönemindeki yeme alışkanlığını nasıl etkiliyor? Hep diyorum "Yemek öğrenilmiş bir davranıştır". Yani kişinin yeme şekli ailesinden, maruz kaldığı, gördüğü yiyeceklerden ve arkadaşlarının yeme şeklinden etkilenir. İlkokulda çocuğa bol harçlık verilirse, çocuğun bakkaldan ve kantinden sık alışveriş yapmasına imkan verilirse, çocuk arkadaşlarının da etkisi ile paketli uzun ömürlü çikolata, bisküvi, gazlı ve şekerli içecekler gibi abur-cubur türü yiyecekleri alabilir. Ayaküstü yenen bol yağlı ve besleyicilik değeri düşük hazır gıdaları daha çok yer. O nedenle çocuklarda harçlık kontrolü önemli. Çocuk ailesi ile yemek yerken istemediği yiyecekler konusunda çocuğa çok özgürlük tanımak veya bazen çok baskı yapmak da çocuğun yemek seçmesine neden olur. Çocuk ergen olduğunda ve büyüdüğünde de tek yönlü beslenen, yemek seçen, şeker ve yağ oranı yüksek yiyecekleri tercih eden bir erişkin haline gelebilir. O nedenle yemek davranışını oluştururken bu açıdan dikkatli olmak da fayda var.

Çocukların beslenme çantasını hazırlanırken nelere dikkat etmek gerekiyor?

Çocuk eğer okulun kendi yemekhanesinden yiyorsa, yemekhane menülerini incelemekte fayda var. Aslında okul yemekhanelerinde, mutlaka diyetisyenlerin hazırladığı besin değeri dengeli oluşturulmuş menülerin seçilmesi gerekir. Eğer böyle bir olanak yoksa, çocuklara okulda kolaylıkla yiyebilecekleri ev sandviçleri hazırlayarak yanına verilebilir. Her gün farklı bir sandviç, 1 bardak ayran ve 1 porsiyon meyve ile birlikte çocuğun çantasına koyulabilir. Mesela bir gün ton balıklı, marullu tam tahıllı ekmeğe hazırlanmış bir sandviç olabilir. Bir gün peynirli domatesli çavdarlı ekmeğe hazırlanmış bir sandviç olabilir. Bir gün közlenmiş patlıcanlı, tavuklu kepek ekmeğine hazırlanmış bir sandviç olabilir. Bu şekilde alternatifler çoğaltılabilir. Ben annelerin bu konuda çok yaratıcı olacaklarını düşünüyorum. Bununla beraber her gün çocuğun yanına 1 porsiyon meyve, 1 bardak ayran veya süt koymayı unutmamak gerekir. Yine ceviz, çiğ fındık, çiğ badem de içerdiği sağlıklı yağlar açısından zengin olduğu için hem çocuğu tok tutar hem de zeka gelişimine katkıda bulunur. Çocuğun yanına 3 bütün ceviz, 10 tane çiğ fındık veya badem de ayrıca koyulabilir.

Okuldaki öğle yemeği menülerinde nelere dikkat edilmeli?

Bizim geleneksel beslenmemizde en çok yaptığımız hata çok fazla karbonhidrat tüketilmesidir. Örneğin çorbayı ekmekle içeriz, üzerine de patatesle pilav yeriz. Çok fazla karbonhidratın birlikte tüketilmesi hem daha çabuk acıktırır hem de iç organların yağlanmasına neden olur. O nedenle menülerde yeteri kadar karbonhidratla birlikte yeteri kadar protein ve sebze bulunmasına özen göstermek gerekiyor. Yemek çeşitliliğini sebzeden yana yapmakta fayda var. Her öğünde hem bir salata hem de bir çeşit sebze yemeği sofrada bulundurulmalı. Sebze yemekleri lif açısından zengin olduğu için hem doyurucudur hem de bağırsakları çok güzel çalıştırır. Burada özenle üzerinde durulması gereken bir üçüncü nokta da geleneksel beslenmemizin ne yazık ki proteinden fakir olması. Bir öğünde yeteri kadar protein bulunursa hem tokluk süresi uzar hem de çocuklarda boy uzamasına ve kas yapımına katkısı olur. Yani her öğünde mutlaka hayvansal protein (et, tavuk, balık, peynir veya yumurta) bulundurulmalı. Bununla beraber süt, yoğurt ve ayran tüketimini de unutmamak gerekiyor. Günde en az 3 bardak mümkünse 4 bardağa kadar süt, yoğurt veya ayran içilmeli.

Çocuklar en çok hangi yemekleri beğeniyor? 

İşi çocuklara bırakırsak yandık demektir. Ne yazık ki, birçok çocuk hep karbonhidrat ve yağ değeri yüksek yiyecekleri seviyor. Pilavlar, makarnalar, poğaçalar, kurabiyeler, tatlılar, çikolatalar, şekerlemeler... Hele hele patates kızartması, pizza, hamburger gibi fast-food türü yiyeceklere hayır diyecek çocuk yoktur. İşte her yönü ile sağlıklı bir nesil istiyorsak çocuklarımızı bu tek tip ve tek yönlü beslenmeden kesinlikle korumamız gerekiyor.

Çocuklar atıştırmalık olarak ara öğünlerde ne yemeli? 

Ara öğünlerde çocuklara en iyi seçim meyve, yoğurt ve yağlı tohum üçlemesidir. Mesela çocuk okuldan geldi. Akşam yemeğine 2 saat var ve çok aç olmadığını düşünüyorsanız; 1 kase yoğurt, 1 elma rendesi ve 3 bütün cevizle güzel bir meyveli yoğurt yapabilirsiniz. Ya da az yağlı, şeker yerine pekmez konulmuş, 1 ince dilim anne keki ile birlikte 1 bardak süt içirebilirsiniz. Eğer çocuğunuzun çok aç olduğunu düşünüyorsanız; yağsız kepek ekmeğe yapılmış bir domatesli peynirli tostla 1 bardak ayran içirebilirsiniz. Ama her ne olursa olsun çocuğa "ye ye" diye ısrar etmemek gerekiyor.

Çocukla Verimli Zaman Geçirme Tüyoları

Çocuk keşfetmeye ve öğrenmeye hazır, hevesli bir doğaya sahiptir. Her şeyi merak eder, kurcalar ve anlamaya çalışır. Bilgiyi eşsiz bir kapasiteye sahip beynine bir bilgisayar gibi kaydeder. 

Peki ama bu meraklı ufaklıkların öğrenmesi nasıl gerçekleşiyor? 

Oyun, çocuğun en önemli aktivitesidir. Çocuk oyunla öğrenir. Karşı karşıya kaldığı koskocaman dünyayı önce modeller ve minik oyun dünyasında deneyimler. Hayattaki tüm rollerini, baş etme yöntemlerini oyun içerisinde deneyimleyerek kazanır. Bu deneyimlere ebeveyn tutumları da eklendiğinde çocuğun kişilik yapısının temelleri oluşmuş olur. Anne-baba olmak, ağabey-abla olmak, öğrenci-öğretmen, güçlü-güçsüz, hırslı-çekingen olmak, kavgacı ya da uysal olmak… 

Anne baba, çocukla oyun oynamalı 

Tüm bu oyun sürecindeki kazanımlarını ise tek başına sağlayamaz; hem yaşıtlarını hem de ebeveynlerini gözlemler. Özellikle anne ve babanın oyun içindeki katılımı çok önemlidir. Çünkü çocuk, bakıcısı veya yaşıtlarından ziyade, ilk bağlanma nesneleri olan anne ve babanın kendisine kattığı çözümleri ve rolleri hayatına alır, önce oyun içinde, sonra hayatın içinde deneyimler. 

"Çocukla verimli zaman geçirmek" ne demek? 

Çalışan anne ve babaların en önemli sıkıntısı zaman olmaya başladı. İşte bu sebeple kendilerine de dinlenme zamanı ayırmak isteyen anne babalar, ya yemek yaparken ya gazete okurken ya da başka bir işle uğraşırken çocukları ile ilgilenir oldular. 

Oysa verimli vakit geçirmek dediğimiz şey, ne kadar süre çocuğunuzla ilgilendiğinizden ziyade ne kadar çok o “an” ın içinde tüm dikkatiniz ve ilginizle çocuğunuz ile ilgilendiğiniz oluyor. 

Belki her akşam baş başa geçirilen bir saat çocuk için hiçbir şeyin yerini tutmayan bir öğrenme süreci olur. Ailecek yapılacak oyun saatlerinin yanı sıra bazen sadece anne ile bazen sadece baba ile zaman geçirmesi önemlidir çocuğun. 

Kutu oyunları çıktı çıkalı evcilik tarih oldu! 

İşten gelmiş yorgun anne babalar, genellikle masada bir kutu oyunu oynamayı veya beraber resim yapmayı oyun oynamak olarak görüyorlar. Bu tür aktiviteler çocuğun sadece sözel becerisini veya resim yapmak gibi bireysel aktiviteler kendi iç dünyasını destekliyor. Oysa “verimli vakit geçirmek” birlikte yapmak, birlikte olmak ve birlikte hissetmek halidir. 

Çocuğunuzu, masa başı oyun ve aktivitelerden daha çok hareket ve eylemin içinde olduğu oyunlara teşvik edin. Evcilik, taklit yapma, korsancılık, kuaförcülük gibi farklı rolleri de deneyimleme fırsatı bulacağı oyunlar için çocuğunuza siz fikir verip oyuna ve eyleme davet edin. 

Çocuk uyarılarla değil deneyimlerle öğrenir 

Çocuğun öğrenme biçimi oyundur. Eylem ile oyun içinde öğrenir. Doğasında oyun yer alır. Oyunu ve oyuncak keşfini yasaklayıp çocuğunuzu bir yetişkin olmaya zorlamayın. 

Mantıklı düşünmesini sağlayarak, çocuğunuzu uyararak öğretmek yerine, oyun içinde çözümler ve deneyimler ile çocuğunuza neyi yapmaması gerektiğini gösterin. Sözel bilgiden çok davranışsal olarak gözlemlediğini hızlıca öğrendiğini göreceksiniz. 

Çocuk, anne babasının davranışlarını büyüteç altında izler. Eğer çocuğunuzun bir davranışı yanlış yaptığını düşünüyorsanız mercek altında olanın siz olduğunuzu unutmayın. Bir yerde tutarsız mesaj vermiş olabilir veya söylediğinizin aksi bir davranış göstermiş olabilirsiniz. 
Söz uçar, eylem kalır! 

Çocuğun Şişmanlamasını Nasıl Önlersiniz ?

Dünyadaki en değerli varlıklarımızın, çocuklarımızın, daha sağlıklı daha mutlu daha başarılı olması hepimizin en büyük isteklerinden biridir. Çocuğumuzun akademik başarısını, sosyal başarısını hayata karşı oluşturabileceği olumlu tutumunu sağlayabilmek ve kendine güvenli çocuklar yetiştirebilmek çocuğun vücut algısının ve beslenme alışkanlıklarının doğru oluşturulmasından geçiyor büyük oranda. 


Çok yiyen daha mı çabuk büyür? 

Ancak biz anneler çocuklarımız büyürken hep yemek yemelerine takılıyoruz. Çocuklara hep daha fazla yemeği yedirebilmek için yarışa giriyoruz. Aklımızda, çok yiyen çocuk daha güzel gelişir gibi yanlış bir inanış var. Biz böyle davranarak aslında bebekliğinden başlayarak çocuğumuza yanlış bir yeme şekli oluşturduğumuzu fark etmiyoruz bile. Bizim bu yedirme gayretlerimiz sonucunda bir de bakıyoruz ki, çocuğumuz kilo problemi yaşamaya başlıyor. 

Çocuklarda tıkanırcasına yeme alışkanlığı 

Ne yazık ki, günümüzde artık çok yiyen çocuklar daha büyük sorun oluşturmaya başladı. Artık az yiyen çocuklardan daha çok, çok yiyen çocuklarla karşılaşıyoruz. Çocukluk çağı şişmanlığı da çığ gibi büyümeye başladı. 

Şişman çocuklarda yeme davranışını incelediğimizde genelde "binge eating" dediğimiz abartılı, tıkanırcasına yemeyi görüyoruz. Yani çocuk hiç düşünmeden gördüğü her yiyeceği tuzlu, ekşi, tatlı ayırt etmeden üst-üste yiyebiliyor. Mesela bir bakıyorsunuz ballı krep yerken üzerine hemen bir kase çorba içebiliyor, onun üzerine de bir bakıyorsunuz bir paket cips yiyebiliyor. Çocuk doysa bile bunu fark etmeden sürekli yemeye devam ediyor. 

Çocuklarının sağlıklı beslenmesi için anne babalar ne yapmalı? 
  • Çocuk ek gıdaya başladığı andan itibaren ilk başta öğünlere dikkat etmek gerekiyor. Çocuğun her an ağzına bir şey tıkmaya çalışmak son derece yanlış. Çocuğa 3 ana 2 de ara öğün olacak şekilde planlı yedirmek çok önemli. 
  • Çocuğa çok çeşitli aynı grup yiyecekleri, aynı öğünde üst-üste yedirmeyin. Mesela çorba, patates, pilav, ekmek, tatlı gibi.
  • Genelde bir çeşit ana yemek, salata, bir dilim ekmek veya iki yemek kaşığı pilav ya da makarna koyarak öğününü ayarlayın. Mesela ızgara ev köftesi, bir dilim ekmek, bir kase yoğurt ve salata hazırlayabilirsiniz. Ya da 4-5 yemek kaşığı kıymalı sebze yemeği, iki yemek kaşığı makarna ve bir kase yoğurt yeterli olur.
  • Çocuğa yemeği bir ihtiyaç olduğu için yemeyi öğretmek gerekiyor. Yemeği bir zevk, bir hobiymiş gibi yansıtmamak lazım. Siz de acıktığınızda yiyerek çocuğunuza bu konuda örnek olun.
  • Çocuğunuzla alışverişe giderken önceden pazarlık yapın. Alışverişte yemek hariç sevdiği bir oyuncak, bir kitap veya dergi alabileceği konusunda söz verin.
  • Çocuğunuzun yeme şeklini tam da yediği sırada öfke ile eleştirmeyin. Mümkünse yiyebileceği yemeklerden onu uzak tutun ve normal zamanlarda nasıl yemek yenileceği ile ilgili sohbet edin.
  • Çocuğu "finger-foods" dediğimiz elle yenilen yiyeceklerden uzak tutun. Daha çok çatal-bıçak kullanması konusunda onu eğitin. Çatal-bıçakla yenen yemekleri tercih etmesini sağlayın.
  • Her açlığın aslında açlık olmayabileceğini anlatın. Bir şeyler yemek istediğinde önce su içmeyi denemesini tavsiye edin.
  • Özellikle yemek esnasında bir bardak su içmesine özen gösterin. Yemekle beraber su içmek çocuğun doygunluk hissinin daha çabuk oluşmasını sağlar.
  • Akşam yemeğinden sonra çocuğunuza bir şey yedirmeyin. Uyumaya giderken en az 3 saat bir şey yemediğinden emin olun. Bir şeyler yiyip direkt uykuya gitmek, hem büyüme hormon salgısını azaltır hem de yenilen yiyecek yakılmayacağı için şişmanlamaya neden olur. 

Çocuğunuz Şişmansa Ne Yapmalısınız ?

Çocukluk çağı obezitesi önümüzdeki yılların en büyük sağlık sorunlarından biri olacak gibi görünüyor. Günümüzün balık etli çocukları büyük ihtimalle geleceğin obez bireyleri olacak. O nedenle bu konuya çok önem vermek gerekiyor. İster bebek ister çocuk ister ergen olsun her zaman doğru yaşam tarzı alışkanlıklarını çocuklarımıza kazandırmamız gerekiyor. 

Birçok ebeveyn çocuğunun gittikçe şişmanlaması karşısında kendini çok çaresiz hissediyor. Çocuğunun zayıf olabilmesi için işe nereden başlayacağını bilmiyor. Çoğu zaman burada çocuğun öz güvenini kırıcı ve suçlayıcı cümleler kurabiliyor. Ancak lütfen burada durun diyorum, çünkü çocuğunuz şişmansa burada suçlu çocuk değil sizsiniz! 

Çocukluk çağı obezitesinde hormonal düzensizlikler erişkinlerdeki kadar suçlu değil. Bir çocuk şişmansa genelde sorun yanlış yemekten kaynaklanıyor. 

Çocuğunuz şişmansa yapacaklarınız 
  • Çocuğa yemesi konusunda asla ısrar etmeyeceksiniz
  • Çocuğu yemekle baş-başa bırakmayacaksınız
  • Evdeki abur-cubur çekmecelerini boşaltacaksınız
  • Öğün atlamamaya özen göstereceksiniz
  • Çocuk yemek istediğinde hemen yok demeyeceksiniz, daha düşük kalorili yiyeceklerle onu oyalayacaksınız
  • Evde onun hoşlandığı yüksek karbonhidrat ve yağ içeren (patates kızartması, pilav, makarna, kek, kurabiye…) yemekler yapmayacaksınız
  • Restoran ve fast-food merkezlerinde yemek yeme sıklığını azaltacaksınız
  • Çocuğunuzu hareket konusunda teşvik edeceksiniz
  • Yemek yeme olasılığı yüksek olan yerlere (doğum günü partisi, yemek davetleri gibi) biraz geç götüreceksiniz. Evden çıkmadan 1 bardak ayran ve su içereceksiniz ki orada çok saldırmasın. Evde, orada yiyebileceği alternatif yemekler konusunda ön konuşma yapacaksınız.
  • En önemli ana fikir "ÇOCUĞUNUZU YEMEKTEN KORUYACAKSINIZ". 
Çocuklarınızı kesinlikle uzak tutacağınız yiyecekler 

Genel olarak bütün paketli ve uzun ömürlü yiyecekleri bu kapsama alabiliriz. Hazır meyve suları, cipsler, şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, pastane ürünü pastalar, açmalar, poğaçalar, börekler, hazır paketli dondurmalar, kıyma kebaplar, hazır köfteler... 

Çocuklarınıza gönül rahatlığı ile her gün yedirmeniz gereken yiyecekler 

1 yumurta (mümkünse haşlanmış-kayısı kıvamında), her gün 1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir, günde 3 su bardağı günlük süt veya ev yapımı yoğurt, 2 adet meyve (mevsiminde ve mümkünse ikindi ara öğününde), ev yemeği (kıymalı sebze yemeği veya ızgara anne köftesi veya et, tavuk, balık), günde 3-4 dilim ekmek ya da ekmek yerine ana yemeğin yanına 2 yemek kaşığı kadar pilav veya makarna koyabilirsiniz. Çocuğunuz çorba içiyorsa ayrıca ekmek yedirmeyin. Kısacası evde kendi hazırladığınız, mevsiminde taze yiyeceklerle çocuğunuzu besleyin.

Çocuğu Okula Başlayacak Anne ve Babalara Öneriler

Eğitim-öğretim döneminin başlamasına oldukça az zaman kaldı. Senelerdir okul yaşantısı süren çocuklar için bile, uzun bir tatil sonrası derslerin ve sistemli yaşantının başlangıcı çoğunlukla zorlayıcı gelir. Peki ya yuvalara ya da yeni bir başlangıç olarak algılanan ilkokula başlayacak olan miniklerin uyumu nasıl olacak acaba?

Öncelikle hem öğretmenlere hem de siz anne ve babalara bu dönemde kolaylıklar dilemek isteriz. 

İşleri kolaylaştırabileceğini umduğumuz öneriler paylaşacağız sizlerle.

Öncelikle, çocuklarından çok kendileri evhamlanan anne ve babalara sözümüz; bir durun ve düşünün lütfen, alışamadığı ya da sevmediği için okula başlamayan kaç çocuk var etrafınızda? Demek istediğimiz, zor ya da uzun bir süreç sizi bekliyor olabilir ama elbet okul, öğretmen ve sınıfına alışacak ve öğrenim hayatına ilk adımı atacak çocuğunuz. Artık rahatlayabilirsiniz!

• Okula gitmenin bir tercih değil, hayata dair bir zorunluluk/yükümlülük olduğu fikrini önce siz edinin, bu hissiyat çocuğunuza geçecektir.

• İmkanınız varsa öğretmeniniz ile okul öncesinde önce siz tanışın.

• İmkanınız varsa çocuğunuzun yeni başlayacağı okulu tatil dönemi içinde bir kez bile olsa ziyaret edin.

• Başlanacak okul binası çok büyük ise ve bu durum çocuğunuz için yeni bir tecrübe ise, sınıfını göstermeniz daha güven verici olacaktır.

• Okulunuzdaki uzmanlara ve öğretmeninize önce sizler güvenin ve iyi ilişkiler kurmaya gayret edin. Böylece alışma sürecinde onların yönlendirmelerine daha kolay uyum sağlarsınız.

• Eğer devletin yerleştirmesi ile değil kişisel tercihiniz doğrultusunda bir okula göndermekteyseniz çocuğunuzu, okulu ve sistemini iyice araştırmış olun. Ebeveynden ayrışma, eğitim-öğretim sistemi vb. konularda ortak bakışa sahip olduğunuz kurumların kapsamında olmak, sizi ve çocuğunuzu rahat hissettirecektir.

Evde okula hazırlık için yapılabilecekler 

• İlköğretime başlayan öğrenciler için; ideal olanı zaten uzun bir süredir öz bakım (yetişkin yardımı olmaksızın yemek yeme, tuvalet ihtiyacını giderme, kişisel eşyalarını toparlama sorumluluğunu edinme, vb) ihtiyaçlarında bireyselleşmiş olmasıdır bu yaş çocuklarının. Bu sürece hazır olmadığını düşünüyorsanız, ürkütücü olmadan, "artık okula gideceksin, yemeğini kendin ye!" gibi kırıcı ve okuldan soğutucu (bu cümleyi duyan çocuk şunu diyecektir: Yemeğimi annenim yedirmesini seviyorum, okula gidersem yedirmeyecek. O halde ben de gitmemmm!!!!) söylemlerde bulunmadan, yavaş yavaş yardımınızı azaltmanız yerinde olacaktır.

• Aynı ilerleyiş tuvalet temizliği için de geçerlidir.

• Elbette önemli bir diğer konu, okul zamanı için planladığınız ‘uyku vakti’ zaman dilimi uygulamasına da yavaş yavaş geçilmesidir.

• Uyku düzenini oluşturmaya çalışırken, karşınızdakinin bir canlı olduğunu, robot olmadığını ve ‘uyu’ komutu ile uykuya geçemeyeceğini lütfen unutmayın. Önemli olan; uygun olduğu düşünülen saatte hazırlıklarını yapıp, yatağına yatmasıdır. Uyuyacağı zaman uyur zaten. Bunun kavgasını yapmayın. Yatakta oyalanan ve uyumayan çocuğunuzu (özellikle okul zamanı) sabah gerekli olan saatte mutlaka uyandırın. Bir sonraki gece vücudunun ihtiyacı olan uyku miktarını edinebilmek için ideal saat gayriihtiyari oluşacaktır.

• Okul alışverişini beraber yapmanız da keyif verici ve heveslendirici olabilir.

• Büyük kardeşler, akraba çocukları ve/veya komşularınızın yakın yaşlardaki çocukları ile kıyaslamalar yapmayın, bunu asla dile getirmeyin.

Başarılı ve mutlu başlangıçlar dileriz.