20 Ekim 2016 Perşembe

Kanseri 20 günde iyileştiren ot

Geçtiğimiz günlerde kansere çare bulan Manisa Akhisar'lı Lütfü Acet amcamızın haberini yayınlamıştık. Yoğun istek üzerine bitkinin ne olduğunu ve nerelerde yetiştiğini araştırdık. Kanser otunun adı kimisine göre pelin otu, kimisine göre çoban çırası otu, kimine göre de yapışkan andız otu... Çoban çırası otu ve Pelin otunun her ne kadar kansere iyi geldiği bilinse de otun yapışkan andız otu olduğu daha güçlü iddialar arasında. İşte kansere çare olan o bitki hakkındaki detaylı bilgiler..

Manisa’da kendi topladığı otlarla insanlara şifa dağıtan Lütfü Acet, kanseri tedavi eden bir bitkinin bulunduğunu belirterek bitkinin kanseri 20 günde yendiğini söyledi. Kendisi de ölüm noktasındayken kanseri yenen Acet, 30 yıldır bu bitki vesilesiyle insanlara şifa dağıtıyor. Acet'in bu bitkinin adını bilmediğini ifade etmesi nedeniyle bitkinin adını sizin için araştırdık ve bulduğumuz bilgileri sizinle paylaşıyoruz. 
KANSER OTUNUN ADI NEDİR?
Bitkinin adının çoban çırası ve pelin otu olduğu iddiası olsa da yapışkan andız otu daha kuvvetli bir iddiadır. Bu bilgi kesin olmamakla birlikte kanser otunun resimlerinden de anlaşıldığı kadarıyla yapışkan andız otu daha yakın olduğu görülmektedir. Yapışkan andız otu hakkında yapılan araştırmalarda kansere iyi geldiği de belirtilmektedir. Bu konuda uzman kişilerin ise açıklama yapmasını merakla bekliyoruz. 
İşte kanser otu
Bu da yapışkan andız (İnula viscosa) otunun çiçek açmış hali:
KANSER OTU NEREDEN TEMİN EDİLİR?
Manisa’nın Akhisar İlçesinde Seyit Ahmet Türbesine gönül vermiş ve bu türbeyi yaşatmaya kendini adamış 70-80'li yaşlardaki Lütfü Acet, Manisa Akhisar'da Seyit Ahmet köyünde keşfetmiş. Bu köye gitmeniz durumunda bitkiyi kolayca bulabilir ve nasıl kullanabileceğinizi öğrenmiş olursunuz. Fakat bitkinin sadece Manisa'da değil aynı zamanda Akdeniz-Ege sahil şeridinde 800-900 metre rakımda yetiştiği de iddia ediliyor. Yapışkan andız otunun ise Türkiye'nin hemen hemen her yerinde yetiştiği biliniyor. İsimle beraber görseline de özellikle dikkat etmenizi doğru bitkiye ulaşmanız açısından tavsiye ederiz.
KANSER OTU NASIL KEŞFEDİLDİ?
Bundan 30-40 yıl önce Manisa'da yaşayan bir kadın meme kanseri nedeni ile tedavisini Ankara’da görmekteymiş. Manisa'dan Ankara’ya tedavi için gidip gelmekte ama faydasız bir yolculuk. Bir gün bu kadın evinden bahçesine çalışmaya giderken hastalığın verdiği etki ile iyice yorgun düşer ve yolun kenarına dinlenmek için oturur. Yolda yaşlı bir amcanın kendisine doğru geldiğini farkeder, amca gayri ihtiyari bir şekilde kadına sorar, "Kızım sen neden köyün dışında yolun kenarında oturuyorsun" diye sorar. Kadın ise hastalığını anlatır ve dermanın kalmadığını bu sebepten oturduğunu söyler. Yaşlı amca o zaman "Şu önündeki otu görüyormusun;? İşte o otu topla kaynat kaynat iç. İnşallah derdine derman ve şifa bulursun" der ve kaybolur. Kadın yaşlı amcanın söylediklerini yapar ve kısa sürede kanserden tamamen kurtulur. Bu hikayeyi öğrenen ve gırtlak kanseri tedavisi gören Lütfü Acet amca da bu tedavi yöntemini dener ve şifa görürür. Otun kansere olan faydasını gördükten sonra tüm insanlığa faydalı olmak ister.
KANSER OTUNUN ÖZELLİKLERİ
Bitkiyi kolayca tespit etmeniz açısından özelliklerine de değinmek istiyoruz.
Bu bitkinin oldukça yapışkan ve oldukça ağır bir kokusu var. Yapışkan olması nedeniyle yapışkan andız otu olduğu düşünülmektedir. Bu ot ilkbahar aylarında çıkmaya başlar, Ağustos ayında çiçek açmaya başlar. Siz bu otu Ağustos ayının sonuna kalmadan yani çiçek açmadan toplamanız ya da temin etmeniz gerekir. Özellikle bu otu kendiniz bulur ve toplarsanız yapışkan olmasından dolayı tüm pislikleri üzerinde toplayacağını ve otu kullanırken zehirlenme ihtimaline karşı dağlık, insanların uzak olduğu eksoz dumanlarının değmediği yerlerden toplamınızı öneririz.
KANSER OTU NASIL KULLANILIR?
1 litre suyu kaynattıktan sonra 2-3 orta boy otun dalından elinizle bölerek kaynayan suyun içine atıp 12 dakika (10-15 dakika) kaynatın. Kaynattıktan sonra cam bir sürahiye doldurun. Elde ettiğimiz 1 litre suyu uyandıktan sonra  tekrar yatağınıza gidinceye tüketin. 21 gün bu işleme devam edilip hastalığınızın durumunu tekrar kontrol ettirin. Büyük ölçüde değişme olması gerektiği söyleniyor. İnsan zaten kendinde bu durumu hisseder. Daha da emin olmak isterseniz tekrar doktor kontrollerinden geçerek durumu teyit edebilirsiniz.
KANSER OTUNU NASIL SAKLANMALI?
Yeşil olarak temin ettiğiniz kanser otunu güneş görmeyen bir yerde ya da odada sererek kurutmalısınız. Daha sonra demetler haline getirip yine güneş görmeyen çürümeyecek bir yerde muhafaza edebilirsiniz.
HANGİ TÜR KANSERE İYİ GELİYOR?
Şuan için tespit edilen kanser türleri; gırtlak, ağız, meme kanseridir. Diğer tüm kanser çeşitlerine de iyi geldiği söyleniyor.
DİKKAT!
Lütfen bu bilgiler ışığında, bu otun faydaları konusunda yorumlarla bilgi paylaşımı yapınız. Ve bilgilerinizi paylaşmaktan kaçınmayınız. Bitki ile ilgili kesin bilgisi olan okuyucularımız yorumlarda bilgisini paylaşarak faydalı olabilirler. 
ÖNEMLİ UYARI: Otu kullanıp yan bir etkisini gördüğünüz anda bir doktora başvurmayı unutmayın. Gebe iseniz kullanmadan önce mutlaka doktorunuza başvurunuz. Bu bilgiler tecrübeye dayalı bilgiler olup tıbbi kaynaklardan da yararlanılmıştır. Fakat kesin çözüm olduğu söylenemez. Şifa Allah'tandır. 
Kaynak: yeniakit.com.tr

Dulavrat otunun inanılmaz faydaları

Birbirinden faydalı birçok özelliği bulunan dulavrat otu kanserden romatizmaya, saç dökülmesinden cilt rahatsızlığına kadar pek çok soruna ilaç oluyor.
Rusların saç dökülmesini engellemek için en yaygın kullandıkları bitki olan dulavrat otu halen ülkede saç dökülmesi için kullanılan ilaçların içerisinde mevcut. Bu değerli bitki ülkemizin birçok bölgesinde yetişmekte olduğunu söyleyen Hekimzade Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Muammer Yıldız, Menekşe yaylasında Türkiyenin en uzun boylu dulavrat otuna rastladıklarını belirtti.
Dulavrat otu Avrupa, Kuzey Asya ve Kuzey Amerika'da yetişen, ortalama 1,5 metre boylarında, yol kenarlarında, çalılıklarda ve seyrek ormanlarda rastlanabilen bir bitki. Dulavrat otu Türkiye'de de sıklıkla yetişmektedir. Bitkinin kök, yaprak ve tohum kısımları medikal amaçlarla kullanılır.

Bilimsel çalışmalara dulavrat otunun özellikleri

Dulavrat otunun insanlar üzerindeki etkisini araştıran herhangi bir klinik çalışma az olmasına rağmen hayvan çalışmaları ve in vitro çalışmalar (cansız ortamda yapılan çalışmalar) mevcuttur. Yapılan bu çalışmalara göre dulavrat otu kökünün antibakteriyel (bakteri öldürücü), antikandidal (Candida adlı bir tür mantarın çoğalmasını önleyici), antineoplastik (kanserojen hücrelerin büyümesini ve çoğalmasını durdurucu), antioksidan (toksinlerden arındırıcı), antiretroviral (anti-virüs etkili), antienflamatuar (iltihap karşıtı), hepatoprotektif (karaciğeri koruyucu) özellikleri olduğu görülmüştür.
Dulavrat otunun antimikrobiyal özellikleri, içerdiği poliasetilen bileşenlerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Ancak kurutularak satılan ticari dulavrat otunun içerisinde bu bileşenden çok az miktarda olduğu bilinmektedir.

DNA'yı etkileyebilen mucize bitki

Dulavrat otu kökünden elde edilen taze bitki sıvısının içeriğindeki bilinmeyen bir bileşenin antimutajenik etkili (mutasyonu yani hücre DNA'sındaki beklenmeyen bir değişimi önleyici) olduğu saptanmıştır.
Yapılan in vitro çalışmalarda dulavrat otu kökü ekstrelerinin, vücuttaki süperoksitdismutaz adlı zararlı radikalleri etkisizleştiren enzime benzer etki yaptığı ve bu sayede zararlı hidroksil radikalleri etkisizleştirerek antioksidan etki gösterdiği görülmüştür.

HİV virüsüne karşı etkili

Yapılan in vitro çalışmalarda (cansız ortamda) dulavrat otu akeninin (küçük, tohumlu ve kuru meyve) sıvı ekstrelerinin, HIV virüsünün insan hücrelerindeki CD4 reseptörüne bağlanmasını %90 oranında inhibe ettiği ortaya çıkmıştır. Bunların yanı sıra, yapılan hayvan deneylerinde dulavrat otu ekstrelerinin antioksidan özellikleri sayesinde karaciğeri alkol gibi bazı zararlı etkilere karşı koruduğu görülmüştür.

Dulavrat otunun halk arasında bilinen faydaları

- Diüretik (idrar söktürücü) ve kan temizleyici olarak,
- Antimikrobiyal ve antipiretik (ateş düşürücü) olarak,
- Bazı sindirim sistemi problemlerinin giderilmesine yardımcı olarak ve anorexianervosa adlı hastalığın tedavisine yardımcı amaçlı,
- Romatizma ve gut hastalıkla görülen şikayetleri azaltmak için,
- Sistit ve frengi gibi bazı idrar ve üreme sistemiyle ilgili hastalıkların tedavisine yardımcı olarak,
- Akne ve sedef gibi bazı kronik cilt rahatsızlıklarında,
- Soğuk algınlığı ve nezle gibi solunum yolu hastalıklarında,
- Kanser tedavisinde,
- Hipertansiyon, arteriyoskleroz, hepatit ve diğer enflamasyonlu hastalıkların tedavisine yardımcı olarak,
- Afrodizyak etkisi ile cinsel isteği ve gücü arttırmak için, oral yolla (ağızdan alınarak) kullanılır.
- Dulavrat otu topikal olarak cilde uygulandığında ise, kurumuş cildi canlandırmak, akne, sedef ve egzama gibi sorunların üstesinden gelmek için kullanılır.
Dulavrat otu kökü medikal kullanımının yanı sıra yemek olarak pişirilerek de tüketilebilir.

Nasıl kullanılır

Kullanım için tipik bir dozaj miktarı belirlenmemiştir. Ancak çay olarak tüketilmek isteniyorsa 2,5 gram dulavrat otu kökünü 150 ml kaynar suya atarak demleyiniz. Bu çayı günde 1-2 kez içmeniz önerilir.

Kanser hücrelerini öldüren muzice içecek

Bay Seto akciğer kanseri idi... Çin’de ünlü bir Herbalistin tavsiyesi üzerine bu içeceği içmeye başladı. 3 ay boyunca düzenli bir şekilde bu içeceği kullandı ve şimdi sağlığına kavuşmuş durumda.

 Bu içeceği hazırlamak için ihtiyacınız olan şeyler: 

  •  1 adet pancar kökü 
  •  1 havuç 
  •  1 elma 

 Bu malzemeleri yıkayıp, kesip, meyve sıkacağında suyunu çıkardıktan sonra bekletmeden suyunu içebilir ve geri kalan posasını cildinize sürebilirsiniz.

Bu mucize içeceğin etkili olduğu rahatsızlıklar:
1) Gelişmekte olan kanser hücrelerini önlemekte.
2) Karaciğer, böbrek, pankreas hastalıklarını önlemekte ve ülser tedavisinde de kullanılabilmekte.
3) Akciğeri güçlendirir, kalp krizi ve yüksek tansiyonu önler.
4) Bağışıklık sistemini güçlendirir.
5) Kızarmış, yorgun veya kuru gözlere iyi gelir.
6) Kas ağrısını ortadan kaldırmaya yardımcı olur.
7) Bağırsak hareketlenmesine yardımcı olarak kabızı ortadan kaldırır. Detoks olarak da kullanılabildiğinden cildiniz daha sağlıklı ve parlak bir görünüme sahip olacaktır.
8) Boğaz enfeksiyonuna iyi gelir.
9) Regl ağrısını azaltmaya yardımcı olur.
10) Saman nezlesine iyi gelir.

Üşümemek için hangi gıdalar tüketilmeli

Soğuk günlerde üşümemek için öncelikle dengeli beslenilmesi gerektiğine dikkat çeken Dyt. Buket Yavuz Koçoğlu, doğru beslenme ile hastalıklardan korunmanın yollarını anlattı.
Son günlerde herkes, bir güneşli bir yağmurlu seyreden sonbahar havalarına alışma gayreti içinde. Vücutlar ise ılık, iç ısıtan havaların geride kaldığını kabullenmek için çabalıyor. Tabii kişiler, hava değişikliklerinin yanı sıra bir de sonbaharın gerektirdiği beslenme düzenine geçiş yapmak durumunda. Fakat yeni mevsim düzenine alışamayan vücutlar, gribal hastalıklar başta olmak üzere çeşitli sağlık problemleriyle karşılaşabiliyor. Bu hastalıkların önüne geçebilmek de güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmaktan geçiyor. Sağlam vücut direnci ise mevsimine uygun ve sağlıklı beslenmeyi gerektiriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Buket Yavuz Koçoğlu, sonbaharda uygun beslenme ile hastalıklardan korunmanın yollarını anlattı.

İşte üşümemek için tüketmeniz gerekenler:

Mutsuzluktan kurtulmak için şekerli gıdalara yönelmeyin

Sonbahar aylarının beraberinde getirdiği kasvetli ve yağmurlu havalar bazı kişiler için tam anlamıyla mutsuzluk demektir. Bu kişiler, çoğu zaman içinde bulundukları bu mutsuzluk nedeniyle şeker oranı yüksek gıdaların tüketimine ağırlık verir. Fakat bilinmelidir ki böyle gıdaların tüketimiyle doğru beslenmeden uzaklaşmak, vücut direncinin düşmesine neden olabiliyor. Sonbahar mutsuzluğunu önleyebilmek için şekerli gıdalar yerine, başta B vitamini bakımından zengin tam tahıllar, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve et ve süt ürünleri tercih edilmelidir.

İçecek alternatifleri su ihtiyacını unutturmasın

Sonbaharda beslenmeyle ilgili en sık yapılan hataların başında yetersiz su tüketimi gelir. Çünkü soğuyan havalar ve etkisini gösteren yağışlar kişilerin sıcak içecekler tercih etmesine neden olur. Sıcak içecek alternatifleri de su tüketiminin geri plana atılmasına yol açar. Serin havalarda fark edilemeyen susuzluk hissi de kişilere su ihtiyacını unutturabiliyor. Fakat bilinmesi gerekir ki kahve ve çay gibi sıcak içecekler, kesinlikle suyun yerini tutmaz, aksine vücudun daha fazla su kaybetmesine neden olur. Böylece vücutta daha çok su ihtiyacı oluşur. Güç içerisinde en az 1,5 litre su içilmelidir. Fakat çay, kahve gibi içeceklerden vazgeçilemiyorsa daha fazla su tüketmeye özen gösterilmelidir.

Her sabah bir bardak taze sıkılmış meyve suyu şart

Yaz mevsiminden sonbahara geçişte kişilerin vücudunda ciddi bir direnç kaybı yaşanır. Vücutta halsizlik ve yorgunluk hali baş gösterir. İlerleyen süreçte ise soğuk algınlığı, nezle, grip ve bronşit gibi gribal hastalıklara karşı yatkınlık artar. Tüm bu sağlık problemlerinin önüne geçebilmek için bağışıklık sisteminin yaşanabilecek gribal hastalıklara karşı kuvvetlendirilmesi gerekir. Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi de vitamin ve mineral bakımından zengin et, süt, sebze, meyve ve tahıllardan oluşan besin grupları ile beslenilmelidir. Ayrıca vücuttaki zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olduğu için bolca C vitamini taşıyan meyve ve sebzeler yenmelidir. C vitamini kaybını önlemek için de her sabah bir bardak taze sıkılmış meyve suyu içilmelidir.

Antioksidan kaynağı besinler sofradan eksik edilmemeli

Vücut sağlığı için vitamin ve mineraller kadar antioksidan özellik taşıyan yiyecekler de büyük önem taşır. Çünkü antioksidan yiyecekler, birtakım ciddi rahatsızlıkları önlerken, vücuda girmeye çalışan serbest radikalleri de engeller. Bu yiyecekler, vücutta zaten var olan radikallerin vereceği zararların da önüne geçerek onların vücuttan atılmasını sağlar.
Sonbahar ayında tüketilebilecek önemli antioksidan kaynakları ise şu şekildedir:
A vitamini
Yeşil yapraklı sebzeler, havuç, bal kabağı, yumurta ve balık.
C vitamini
Kuşburnu, maydanoz, yeşilbiber, karalahana, karnabahar, limon, mandalina ve greyfurt.
E vitamini
Badem, ceviz, fındık gibi yağlı tohumlar ve bitkisel yağlar.
Magnezyum
Badem, ceviz, fındık, fıstık, muz, kuru baklagiller, tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler.
Selenyum
Deniz ürünleri, et ürünleri ve sarımsak.
Çinko
Badem, ceviz, kuru baklagiller, bulgur, süt, yumurta, balık ve et.
Bu antioksidan kaynağı gıdalar sonbahar aylarında mutlaka beslenme alışkanlıkları arasına eklenmelidir. Örnek olarak; kahvaltılarda masaya yumurta ile birlikte tam tahıllı ekmek, maydanoz ve yeşilbiber konulmalıdır. Gün içerisinde ara öğünlerde bir çeşit meyvenin yanında küçük bir avuç kadar da ceviz ya da badem yenmelidir. Fakat tercih edilen meyvenin muhakkak mevsimine ait olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü tüm meyve ve sebzeler, insanları içinde bulundukları mevsimin hastalıklarına karşı koruyucu özellik taşır.

Üşümemek için baharat tüketilmeli

Yazın sıcaklıklarından sonbaharın sert havalarına geçişte aşırı üşüme sorunu ortaya çıkar. Bu problemi önleyebilmek için karabiber, kekik, zencefil ve zerdeçal gibi baharatlar tüketilmelidir. Bu baharatlar, yemek sırasında kullanılamıyorsa çaylara katılabilir. Sonbaharda ayrıca ara öğünlerde küçük bir avuç badem, fındık, mandalina gibi meyveler de tercih edilmelidir. Haftada 2 kere balık, 1 kere de kuru baklagil tüketerek vücut performansı artırılabilir.

Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için probiyotik şart

Bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesinde önemli rol sahibi olan gıdalardan biri de probiyotiklerdir. Probiyotikler, mevsim geçişinin ve beslenmenin sebep olabildiği bağırsak problemlerini azaltmaya katkı sağlar. Bu nedenle probiyotik gıdaların özellikle sonbahar aylarında beslenme alışkanlığına eklenmesi gerekir. Yoğurt, kefir ve turşu ise önemli probiyotik kaynakları arasında yer alır. Kefir, sindirim sisteminde bulunan bakteri ve mikropların temizlenmesine yardımcı olur. Kefir ayrıca, antibiyotik özelliği taşırken, yüksek kalsiyum ve magnezyum içeriği ile kemik sağlığının korunmasına da destek olur.